< Kübra'nın Mekanı :) Bir Delinin Günleri... - Blogcu - Sayfa 3





Sadece Sana, Sadece bana, Sadece Bize. :)

Sadece Sana ;
Seslenişimdir sanadır / Duy beni

Hangi mevsimde olursa olsun sev beni.Hüzünlerin girdabında olsan da
vur beni yüreğinin kıyılarına..Yorgunluğuma, zalimliğime aldırma sen.
Sana dair nice hasret cümlesi birikti yüzümün kurak yakalarında.
Gel de bitsin bu suskunluk. Gel de sonlasın bana dair yokluk.
Sesinle düş münzevi karanlığıma. Perdelerimde zemheri beklerken
sen gülüşlerinle baharı doğur gözlerime..Susma ne olur. Kendim kadar
kapladığım yalnızlıktan kurtar beni. Çek beni anlamın
kutsallığına.Eteklerindeki tüm mucizeleri savur göğsümün bozkır
yavanlığına..Seccademde kurumaya yüz tutmuş güllere uzat nefesindeki
ab- ı hayatı. Bağırmasan da olur.Fısılda yeter. .Durma öylece.
Olur olmadık gülümse bana. Gül pazarlarında aradığım yeter seni,
düş imkansızlığıma. Susadığım yeter, avuçlarından akıt dilsiz yüreğimi.
Kelimelerim dökülsün gözlerinden. Nefesine gurûb eden sızılara inat
sokul sen kokan baharlarıma. Gri'ye bürünmüş kentime gözlerinin rengini
bırak.İçimde susturduğum çocukluğuma bayram sevinçlerini bırak.
Yüzündeki gülüşlerini ver bana. Giyineyim sonra. Kent kent dolaşayım.
Seni anlatayım her bir mahlukata. Avuçlarımdan sızan bayramlık sabahı
intiharlarına inat sen yüzündeki Reyhan bahçelerini bahşet yaraları
dudaklarıma. Yalpalayan sesimi tut sesinle. Adressizliğimin boşluğunu
varlığınla kapat...Sonra da kirli yüzümü gözyaşlarınla sil.Sustuğuma
bakma sen. Suskunluğumun her bir zerresinde avaz avaz seni
andım..Tükettim dudaklarımdaki tüm kelimeleri. Yüklemim ben.
Öznesiz yaşayamam..Seslenişimdir sanadır..Duy beni gizli öznem.




Gelişim sanadır../ Kabul et beni..

Gözlerin yollarda biliyorum. Aldırma sen yüreğimde biriken senli
cümlelerin tenhalığına. Peçesini ellerimle yırtacağım bir gecenin
sabahında kavuşacağım sana. Elimde sana bahsettiğim kırmızı saçlı
bez bebek. Avuçlarımda bir miktar gözyaşı. Gözlerimiz gözlerimize
kavuşacak o an. O an kirpiklerime uzanacak susuzluğun. Kana kana
içeceksin yüreğimin sana vaat edilmiş gülüşlerini..Yırtacaksın
suskunluğumu. Bir gelincik toprağı yarıp gökyüzüne ellerini uzatacak.
Belki de Musa'nın asasını vurduğu yerden güller inkişaf edecek duaya
durmuş avuçlara..Arala perdelerini. Gözlerini pencerelere yaklaştır.
Özenle tara saçlarını..Her zamankinden farklı olarak gözlerini
kalabalıklara çevir. Bozkır yüzümü ara içi boş cümlelerin müsvedde
kağıt gibi atıldığı duraklarda..Gelemezsem eğer bil ki bir bülbül
gözyaşlarını bıçaklamaktadır gülün dudaklarında..Tükettim tüm
yolları.Bekleneni ben, bekleyeni sen. Gelişim sanadır.
Kabul et beni dudağımdaki son cümlem...


Nefesimdir sana / Kat beni kendine..

Bilirsin kendim kadar yalnız, sen kadar kalabalıktır yüreğim. Adından
sonra başlar nufüsum. Nefesimdir sana sevgili. Biliyorum şimdi
sonbahardayız. Kuru dallarına inat gülüşlerinin tazeliğini getir bana.
Sen konuşurken ben sustum. Kapattım tüm cümleleri... Mühürledim
sensizliği anan her bir kepengi. Biliyorum suskunluğumun
adressizliğindeyim. İçi boş bir kalabalığın içindeyim. Gözlerimdeki
grileşen hayatın yorgun sabahındayım. Sabır kuyuların dibindeyim.
Aldığım her nefesin sonuna ilmeklediğim seni yaşamaktayım. Yorgun
yüreğimin dudaklarında senin adını yakmaktayım. Yüzündeki açan
baharları yüzümün gölgelerine savur Aydınlansın içimdeki karanlık.
Nefesine kabul et beni. İçine kat ki; arınsın içimde kanayan
çocuk..Nefesimdir sana..Ben " kendimden " vazgeçtim.Beni bende öldür.
Öldür ki; sende doğayım yeniden. Köklerim sende kalsın. Saçlarından
ötesini bilmesin ellerim. Gözlerim ise gözlerinden başka yurt
edinmesin.Hadi sevgili. ..Sev beni ..Sev ki bende sonlasın amel
defterim.Sev diyorum. Kendinden daha çok sev beni..Eğer ki; ıslak
kirpiklerini yüreğimle kurulayamasam dudaklarıma ilmeklediğim
fatiha'lar sonum olsun..Seccademe sirayet eden gözlerini gülüşlerimle
bahara kavuşturamasam nefesime ' La İlahe..' lâfzı vurulsun..
Kat beni kendine..Sebebim sensin..Gayri ben yokum sende yaşarken.
Ben "seninim " gayri.. Öldüm..Öldüm..Sonra sende vücut buldum
sırf senin hayatında bir dua miktarı yer tutabilmek için...



Bir dua miktarı sevgi istiyorum senden..
Fazla vaktim yok.
Hadi uzat ellerini.
Duy seslenişimi..
Bekle sabırsızca sana gelişimi..
Kendimin sonunu hazırlarken,
Aslında sana doğuyorum

Kökleri sana ait bir hayat istiyorum sadece
Daha fazla kurabileceğim cümle de yok..
Nefesime sarıl
Gözetle perdelerin ardından..
Elbet bu karanlık aydınlığa gurûb edecek..

Bilirsin beni..
Kendim kadar yalnızım..
Eğer sen varsan,
Ben de varım bilesin

" Bir dua miktarı olsa da sevginden mahrum etme beni sevgili "





ISMAIL SARIGENE

Sana..

Geceler sana çıkıyor. Aşkın şiirine, sevdanın şarkısına.
Buram buram sen kokarken nefesim, hep seni dillendiriyor ne varsa. Göz kapağıma düşen kirpiklerinden görüyorum gülüşünü, öyle güzel bir anki bu, öyle vazgeçilmez bir zamanki bu, tutup da insanın uğruna ölesi geliyor.
Farkındamısın, baktığım yerleri sıvıyorum güzelliğinle, yaşamımın senden öncesine denk düşen sızıntılarını kapatıyor gülüşün. Seninle yeniden ben oluyorum. Seninle yeniden ben.
Görüyor musun?

Biliyoruzki, diğer yarımızı bulduk birlikte.
Sen bende
Ben de sende…

Satıra düşenleri topluyorum sen uyurken, her gece harflerinin altını kazıp sana çıkan yollar keşfediyorum yeni yeni, her yol başlangıç geliyor bana, sade, sessiz, yalnız, ama en çok da sen.
Yağmurlu havalarda yazdıklarını ayrı bir yere koyuyorum, hüznü başka bir yere, neşe bulduğumda seviniyorum biraz, notalarını buluyorum aşk şarkılarının, heceliyorum yeniden tek tek şiirleri; sana çıkıyorum.
Ne vazgeçişimi ne de gelişimi buluyorum, adım ne, neyim, hiç önemi yok bunun, sadece seni buluyorum
bildiğim bilmediğime karışıyor sonra, renkler birbirine giriyor, dilim harflere, harfler kelimelere
kelimeler sana ulaşıyor; gülüyorum.
Saçların soluğumu kesiyor okşarken, sana sıkıca sarılıp uyuduğum geceler hayal ediyorum, seni yaşayan, seninle yaşayan şehire kenarından kendimi ekliyorum...


Satıra duygu düşüyor, çoğalıyorum

senden bana akan nehirlere gülüşünden demetler atıyorken, içimden sana bir ömrü vermek geliyor,

veriyorum...

Barış | Doğum Günü (:

Aşk Bazen Çok şey İster..

Evet, çok şey istiyorsun. Çok sevgi, çok saygı, çok özveri
çok hasret, çok, çok, çok, çok sevgi istiyorsun...

Senin gibiyim. Bende çok şey istiyorum. Hem de senden daha çok
Beni sevmeni istiyorum. Bana olan sevdanı dünyaya sığdıramamanı
Oysa kalbine yetmemesini istiyorum. Sürekli büyütmelisin.
Büyümeli, büyümeli, öyle ki; sadece ben olmalı,
Her zaman sen olmalı.

Sevgimi sana anlatmak için dünyalar yetmesin istiyorum
Ama yürekten verdiğim bir tek çiçekle de anlamalısın sevgimin büyüklüğünü ve değerini
Seni sevmek istiyorum. Yalnızca seni sevmeyi istiyorum
Seninle yaşayamadıklarımıza ve belki de hiç yaşayamayacaklarımıza yanıyorum.
Ama yaşamak istiyorum. Yaşayamadıklarımızın adı bile anılmasın; “Hiçbir şey” olsunlar yaşayacaklarımızın yanında...

Beni sevmeni istiyorum. Seni seveceğim kadar asla sevmesen de; Hüzün kelimesini unutmanı, dünlerinin mutlu yarınları kıskanmasını; “Seni deli gibi seviyorum!” demeyi,
seni deli gibi sevmeyi istiyorum ve o mutluluk sonsuzluğunda uçmak istiyorum.
Seninle... Sadece seninle...

Yat, kat, boş versene... ben sana dünyanın en değerli şeyini saf ve gerçek sevgiyi verebilirim. Karşılığında daha değerlisini ‘Seni’ isterim, her şeyinle seni...
Her şeyimle senin olacağım gibi...
Eğer oraya o eşsiz yere, yüreğine bir girebilsem ve hep hap solma ödülünü alsam elinden.
Söz veriyorum; değil her harfim, her soluğum, her zerrem bizi, sevdamızı anlatacak .

Seninki bencillikse bu bendeki ne bilmiyorum. Ben yalnız seni istiyorum.
Yaşayanların hep sen ile ben olmasını istiyorum.
Kim olduğum önemli değil. Ben seninle benim, ben sevginle varım...
-Hem ben, sen değil miyim?- Beni gerçekten sevmeni istiyorum.

Hiçbir mantığa, şu küçücük dünyaya sığmayacak sonsuz bir sevda için hesaplar yapma boşuna. Sana her gelişimde değil, her an bir öncekinden daha çok seveceğim seni.
Daha çok, çok, çok, çok, çok...

Bütün saatler dursa da dünyada ve bir tek saniye vurmasa ben yine de her soluk alışımda adını anacağım ve beni anmanı dileyeceğim. Sen hiç istemesen de...

Umutlanma hiç! Seninle gireceğimiz sevme yarışında asla bir tek an bile yenilmeyeceğim. Senin her yenilgin sadece alıştırma olacak, bir sonraki zaferime...Ben seni sevmek istiyorum. Kendimden bile fazla. Her özlediğimde sarılmak,
her sarıldığımda özlemek, ve seni ölesiye sevmek istiyorum. Ama sen, yalnızca sevmek için sevmemelisin beni. Sadece sevdiğin olmak yetmez bana her şeyin olmalıyım.
Bütün dünyam olmalısın.
Bana gel! Ben ol! Eğer bende ben bulabilirsen...
Ben çoktan sen oldum bile senin olduğum kadar...

Sen Bu Dünyanın Basına Gelen En güzel Şeysin..

Evet, evet. Sen bu dünyanın başına gelen en güzel şeysin. Çünkü sen hiçbirimizin olamadığı kadar kendinsin. Kendinde kaynamış ve dönüp dolaşıp kendine akan bir ırmak gibi yaşıyorsun hayatı. Dolanıp durduğun kıvrımlar seni kendine tamamlamaktan alıkoyamıyor. Üzerine giydiğin o sonbahar aynası elbiselerin senin nehrine düşmüş yapraklar gibi seninle akıyor. Fakat o akışta ne bir sonbahar yalnızlığı, ne bir yitiriliş hüznü var; ne de yardan ayrılışın elemli kasvetli acılığı…

Evet, evet. Sen bu dünyanın başına gelen en güzel şeysin. Çünkü sen gülmenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu bilenlerdensin. Güldüğünde yaşamın şahdamarımıza binen ağırlığını ta içinden hissettiriyorsun bize. Ne lüzumundan fazla gülüyorsun, ne de az. Sanki yüzünün hassas kesimi o sahiciliğinden hiç şüphe bulunmayan gülüşün için ayarlanmış. Gözlerin, yanakların, burnun, dudakların… Tüm bunları bir araya getiren nice eylemler içinde gülmen ne kadar huzurlu, gülmen ne kadar bizden. Ne kadar sıcak ve sıcacık.

Evet, evet. Sen bu dünyanın başına gelen en güzel şeysin. Kalabalıkların içinde yalnız kalışınla, koskoca ormanların orta yerinde yapayalnız ötüşen minik bir serçe gibisin. Fakat serçe nasıl ormanla bütünleşmiş ve aslında yalnızlığın değil, hayatın tam orta yerindeyse sen öylesinesin işte. Sessiz ve sakin yanlarınla hayata aldırdığın nefesleri hissetmeyi bilenler tanır ancak senin hayatının kalp atışlarındaki coşkuyu. Hiç kimse ihtimal vermese de ihtişamlı bir dokunuşla dokunur ince zayıf parmakların varlığın aşki tenine. Orada nice yanardağlara atlarsın, nice bulutlardan düşersin, nice arenalarda savaşırsın da kimsecikler fark etmez içinden içine taşan engin okyanusun sularında nasıl oynaştığını… Hiç durmaksızın, umutsuzluğa bulaşmaksızın…

Evet, evet. Sen bu dünyanın başına gelen en güzel şeysin. Mesela yürürken amansız bir savaşın ortasında kalmış bir savaşçı gibi tedirgin basarsın adımlarını. Tedirgin fakat o kaostan kurtulmak için olabildiğince hızlı. Gezegenlerin dönüş hızında bulunmayan bir anlam vardır o hızlı adımlarda. Ayağının salınması, sonsuz gökyüzünün tam merkezinden o soğuk taş ve kül yığıntılarına bir nefes gönderir gibidir. Azar azar can verir o salınımların yeryüzünde yitik düşmüş nice yoksulluklara. Varlığın gömülü olduğu bedenlere sahip olanlar seni nasıl kıskanırlar bir bilsen… Hiç erişemeyecekleri bir yaşamı nasıl kıskanırlar, nasıl özlerler…

Evet, evet. Sen bu dünyanın başına gelen en güzel şeysin. Ne kadar anlatsam da bitmeyecek bir masal gibisin. Kelimelerin, sözcüklerin, sayıların ne yan yana ne alt alta dizilmesinin, formüller üretmesinin, şifreler kurmasının seni anlatmaya ne denli yetersiz kaldığını nasıl anlatsam sana bilmem ki! Sadece bu dünyadan hala ümit besleyebilmem, çiçeklerin ısrarla açmaya devam edeceğini ummam, kelebeklerin inatla yüzlerimize dokunacağını hayal etmem senden işte.

Evet, evet. Sen bu dünyanın başına gelen en güzel şeysin. Bense geç bestelenmiş bir güftede erken yazılan bir mısrayım. Hangi notama ses vermeye çalışsam; hangi neyde, tamburda, rebapta, gitarda, kanunda, udda can bulmayı umsam hiç iyileşemeyeceğim kadar yaralı, hiç bilemediğim kadar belirsiz, hiç öpemeyecek kadar tedirginim. Dileğim, ezberimde olan bu cümleyi her söylediğimde gülden güzel gülüşünle göreyim seni. İşte bana en çok yetecek, aslında hiç yetmeyecek yegane mal varlığım. Senden gelip sende nihayete eren hayatım…

Adem Özbay

« Önceki :: Sonraki »